Ülkemizde kadına yönelik şiddet maalesef gün geçtikçe artan bir sorun haline gelmişken, son dönemlerde yaşanan trajik olaylar bu durumu bir kez daha gözler önüne seriyor. İşkence ile dolu bir hayat süren bir kadın, yaşadığı zorluklardan kurtulmak için boşanmak istemiş, fakat bu talep ona acı bir son hazırlamıştı. Biz de bu olayın detaylarına, toplumsal boyutuna ve kadınların karşılaştığı şiddet sorununun kara yüzüne değinmeye karar verdik.
Kadınların maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet, toplumsal normların da etkisiyle sıklıkla göz ardı ediliyor. Boşanmak isteyen birçok kadın, bunu istemelerine rağmen yaşadıkları korkutucu şiddet ortamından kaçış yolları bulamıyor. İşte bu bağlamda, hayatı boyunca sürekli dayak yiyen, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalan bir kadının hikayesi, toplumun kanayan yaralarına parmak basıyor. Kadın, boşanmak üzere olduğu eşinin şiddetinden kurtulmak istese de, karşılaştığı zorluklar onun için daha da büyük bir tehlike haline geldi.
Kadın, yaşadığı kabus dolu günlerden kurtulmak ve hayatına daha sağlıklı bir yön vermek istemişti. Ancak, boşanma isteğinin ardından, eşi tarafından yaşadığı saldırılar daha da şiddetli hale geldi. Bunun sonucunda yaşanan olaylar, ne yazık ki farkında olmasak da etrafımızda pek çok kadının benzer durumlarla mücadele ettiğini gösteriyor.
Bu tür olaylar, burada bitmiyor. Toplum olarak kadına yönelik şiddeti önlemek için ne gibi yollar izlememiz gerektiği konusunda derin bir sorgulama içine girmeliyiz. Kadınların boşanma taleplerine saygı gösterilmeli, desteklenmeli ve bilinçlendirilmelidir. Aile içindeki şiddete karşı durmanın sadece bir bireyin değil, tüm toplumu ilgilendiren bir mesele olduğunu unutmamalıyız. Dolayısıyla, bu durumu yalnızca bir kadın meselesi olarak görmek, sorunun daha da büyümesine neden olacaktır.
Şiddet uygulayan erkeklerin, kadınların yaşam alanlarına girmeden önce düşünmesi gereken birçok konu olduğu gerçeği, toplumumuzda hala yeterince etki yaratamıyor. Eğitim, farkındalık çalışmaları ve gerekli yasal düzenlemelerin acilen gündeme alınması, kadınların bu tür durumlarla başa çıkması açısından kritik öneme sahiptir. Yaşanan bu acı olaylar, toplumun bireylerini sorgulamaya ve kendi içindeki adaletsizlikleri görmeye zorlamalıdır. Her birimizin güvenli bir toplum yaratma sorumluluğu bulunmaktadır. Kadınların her alanda eşit haklara sahip olmasının, bireylerin yaşam kalitesini artıracağının unutulmaması gerekiyor.
Sonuç olarak, kadına şiddetle mücadele, sadece kadınların değil, tüm toplumun üstlenmesi gereken bir sorumluluktur. Yaşanan her bir trajedi, bu maddenin önemini bir kez daha hatırlatıyor. Bizler, bu tür olayların önüne geçmek için duyarlı olmalı ve destek grupları oluşturarak şiddete uğrayan kadınların sesi olmalıyız. Boşanmak isteyen bir kadının talebi kesilmemeli, güvenliği sağlanmalı ve yaşadıkları travmalar en kısa sürede sonlandırılmalıdır. Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için harekete geçmek, sadece bu kadınlar için değil, gelecek nesiller için de büyük bir sorumluluktur. Bizim ellerimizde gizlidir, daha güçlü bir toplum yaratma gücü.