Afganistan, son yıllarda sosyal ve siyasi anlamda büyük değişimlere tanıklık ederken, kadın hakları konusundaki gelişmeler dikkat çekiyor. Ülkede, erkek egemen bir kültürün hâkim olduğu bir ortamda kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılık, her geçen gün daha da derinleşiyor. Son olarak ortaya çıkan bir yasa tasarısı, bu durumu daha da içler acısı bir hale getiriyor. Yeni düzenlemeye göre, kadınlara yönelik fiziksel şiddet, kemik kırılmadığı sürece meşru kabul edilebilecek. Bu yasa, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları için atılan adımların geriye gitmesine sebep olacağı endişelerini doğuruyor.
Afganistan'daki kadın hakları durumu, tarihsel olarak zayıf bir zemin üzerinde gelişmiştir. 2001'deki Taliban rejiminin devrilmesinden sonra, milletlerarası toplumun desteği ile kadınlar belirli özgürlüklere kavuşmaya başlamıştı. Eğitim hakkı, çalışma hakkı ve siyasi katılım gibi konularda bazı ilerlemeler kaydedilmişti. Ancak 2021'de Taliban'ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte, bu kazanımlar hızla yok olmaya başladı. Kadınların eğitim alması, çalışması ve toplumsal hayatta yer alması kaba bir şekilde engellenirken, cinsiyet temelli şiddet olayları da artmaya başladı.
Mevcut yasaların aksine, yeni yasayla birlikte kadınların karşılaştığı şiddetin hukuken meşrulaştırılması, durumu daha da tehlikeli bir hale getiriyor. Bu durum, sadece kadınları değil, aileleri ve toplumu da olumsuz etkiliyor. Cinsiyet tabanlı şiddetin desteklenmesi, toplumsal yapıyı daha da zayıflatacak ve insan hakları ihlallerini artıracaktır. Uluslararası toplum ise bu gelişmelere kayıtsız kalmamalıdır.
Söz konusu yasa, sadece hukuki bir değişiklik olmanın ötesinde, toplumda kadınlara yönelik şiddeti normalleştirme anlamına geliyor. "Kemik kırılmadığı sürece" ifadesi, şiddetin fiziksel sonuçlarına dayalı bir ayrım yapıldığını gösteriyor. Bu bakış açısı, kadınların maruz kaldığı psikolojik şiddet ve travmaların göz ardı edilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, bu tür yasaların varlığı, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini ciddi şekilde sekteye uğratacaktır.
Toplumun farklı kesimlerinden tepkiler yükselirken, kadın hakları savunucuları ve aktivistler, yasa tasarısının derhal geri çekilmesi çağrısında bulunuyor. Şiddete maruz kalan kadınların yaşam hakkının ve insanlık onurunun ihlal edildiği bu durumu kabul etmemek gerektiği belirtiliyor. Yerel ve uluslararası düzeyde yapılacak lobilerle, bu tür yasaların geri planda kalması sağlanmalıdır.
Sonuç olarak, Afganistan'da kadın hakları konusunda yaşanan gelişmeler, sadece ülke içinde değil, dünya genelinde de yankı bulmalıdır. Kadınlara yönelik şiddetin engellenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için, hem kamuoyunun hem de siyasi otoritelerin duyarlı davranması elzemdir. Bu noktada, kadınların seslerini duyurabilmeleri için desteklenmeleri, her türlü şiddete karşı çıkarılacak yasaların önem arz ettiği unutulmamalıdır.
Afganistan'daki kadınların karşılaştığı bu tür zorluklar, insanlık onuruna aykırı olup, dünya genelindeki kadın hakları mücadelesinde bir uyanışa vesile olmalıdır. Bu yasaların getirdiği tehlikelere dikkat çekmek ve onların iptali için gereken adımları atmak, tüm insanlığın ortak görevidir. Kadın hakları, sadece bir ülkenin meselesi değil, evrensel bir insan hakkıdır.