Son yıllarda hızlı tüketim ve alışveriş alışkanlıklarının köklü bir şekilde değiştiği bir dönemde, bir zanaatkarın yarım asırlık hikayesi, geleneksel mesleklerin ne kadar değerli olduğunu gözler önüne seriyor. Aziz Bey, babasından öğrendiği el sanatlarını, günümüz tüketim kültürüne karşı direnerek yaşatmayı başarmış bir isim. Burada, yozlaşan değerlerin aksine, iş ahlakı ve ustalığın öne çıktığı bir meslek yaşamına tanıklık ediyoruz.
Artık sanayi ve teknoloji devrimi sonrası üretilen seri ve hızlı tüketim ürünleri, tüketicilerin tercihlerini büyük ölçüde etkiledi. Ancak Aziz Bey, eski usul zanaatkarlığa olan bağlılığını 50 yıl boyunca sürdürmeyi başardı. Her gün ustalıkla şekillendirdiği ahşap eserler, sanki zamanın durduğu bir geçmişe yolculuk yapmamızı sağlıyor. Kendi üretim sürecinde, özenle seçtiği malzemeleri ayrıntılı bir şekilde işleyerek, her bir eseri adeta bir sanat eserine dönüştürüyor.
Usta zanaatkar, günümüzde el emeğinin giderek azaldığını belirterek, "Zanaat, ruhu olan bir iştir. Hızlı tüketim çağında, insanlar kalitenin kıymetini unuttu. Ama ben, her parçamda bir hikaye ve duygu barındırarak bu kültürü yaşatmaya çalışıyorum," diyor. Aziz Bey'in elinden çıkan ürünler, sadece birer eşya değil, insanların geçmişle olan bağlarını güçlendiren köprülere dönüşüyor.
Aziz Bey, zanaatına olan tutkusunu babasından aldığı mirasla birleştiriyor. Babası, genç yaşta ona ahşap işçiliğinin inceliklerini öğreterek, ona yalnızca bir meslek değil aynı zamanda bir yaşam felsefesi kazandırmış. "Baba ocağında büyümek, benim için bir ayrıcalıktı. Onun her cetvelle ölçtüğü ahşap, bana sabrı ve detayların önemini öğretti," diyor. Gözlemlerini ve edindiği tecrübeleri aktararak, genç nesile zanaatkarlığın sadece bir iş değil, bir yaşam pratiği olduğunu vurgulamakta kararlı.
Aziz Bey’in dükkanında çalışmak isteyen gençler, sadece el becerilerini değil, aynı zamanda geleneksel zanaat kültürünü de öğreniyor. Zanaatkarlığa olan bu yaklaşım, gençlerin kendi kimliklerini bulmalarına yardımcı olurken, eski mesleklerin unutulmasına engel olmaya çalışıyor. Üretim sürecinin detaylarına dikkat eden Aziz Bey, her bir eserinin ardında bir hikaye yattığını belirtmekte. "Zanaat, geçmişten gelen ve gelecek nesillere aktarmamız gereken bir hazinedir," diyor.
Gelişen teknoloji ve artan sanayileşme sürecinde, Aziz Bey gibi ustaların varlığı, el emeği ve göz nuru ile yapılan işlerin hala önemli olduğunu gösteriyor. Tüketim toplumunun baskısı altında, geleneksel zanaatın önemi daha da fazla hissedilirken, Aziz Bey gibi ustalar, bu değerleri yaşatmak için özveriyle çalışmaya devam ediyor. Onun için zanaatkarlık, sadece bir meslek değil, kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, Aziz Bey’in hikayesi, sadece bir zanaatkar değil, aynı zamanda bir kültür elçisinin de hikayesidir. Tüketim kültürüne karşı verdiği mücadele, bizlere hatırlatıyor ki; el emeği, sabır ve ustalık, zamanla yok olamayacak kadar değerlidir. Usta zanaatkarların öyküleri, geçmişin izlerini taşırken, geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Aziz Bey gibi ustaların varlığı, bizlere geleneksel değerlere sahip çıkmanın önemini hatırlatıyor. Yarım asırdır süren bu mücadele, el emeğine ve ustalığa saygının asla azalmayacağını gösteriyor.